Kategoriler
Manşet Röportaj

Ayşe Kulin: “Benim tek hayalim yazar olmaktı”

SARİYERGAZETESİ.COM – RÖPORTAJ: RUKİYE AY

Ayşe Kulin kendisini nasıl anlatır? Bu anlatım kitaplarınıza nasıl yansıyor?

Ayşe Kulin kendini, Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet’in kuruluş ayarlarına göre tasarlanmış, şu an itibariyle 79 yıllık yaşam deneyimi olan ve dünyaya yazmak için geldiğine inanan sıradan bir kadın olarak anlatır. Birer biyografi olan Hayat, Hüzün ve Hayal dışında, kişiliğim diğer kitaplarıma yansımak zorunda değil, çünkü her kitabımın ayrı bir konusu, ayrı baş ve yan karakterleri ile değişik yazılma amaçları var.

Edebiyat yaşamınızda nasıl yollardan geçtiniz? Bu süreçte yazma tutkunuzu neler besledi?

Ömrümün yirmi ile kırk üç yaş arası, yayıncı kapılarında ömür tüketerek geçti. Yayıncımı ancak yayınlanmamış öykülerimle Haldun Taner Ödülünü kazandıktan sonra bulabildim ve o günden itibaren hiç durmadan sürekli yazdım. Türkiye’de yaşayan bir yazarın konu açısından beslenme zorluğu çekmesine imkan yok. Her sabah uyandığımızda, herhangi bir gazeteye göz atmamız, trajikomik bir konu yakalamanız için yeterli oluyor.

“Hayal” kitabınızda okuru neler bekliyor?

Hayal yeni bir kitap değil. İlk kez 2013 yılında Remzi Kitabevi tarafından basıldı. Oradaki ömrü tamamlanınca, hakları şu anda çalışmakta olduğum Everest Yayınevi’ne geçti, değişik bir kapak ve ilave edilmiş fotoğraflarla yeniden basıldı. İlk basımı sekiz yılı aştığı için, yeni yayıncısı pek çok kişi tarafından ilk defa okunacağı umuduyla yayınlamış olmalı. Hayal eğer yeni okurlarıyla buluşabilirse, o okurlar benim yazarlığa giden dikenli yoldaki çabalarımın ve oldukça renkli çalışma hayatımın komik olaylarını okuyacaklar.

Hayatınızda hayallerinizi gerçekleştirmek için nasıl bir mücadele verdiniz?

Benim tek bir hayalim vardı, o da yazar olmaktı. O hayale erişmemin 25 yıllık öyküsünü Hayal’de anlattığım için, burada anlatıp kitabımı sabote etmeyeyim. İnişli çıkışlı, uzun bir yolda yürüdüm. Bu macerayı merak edenlere, eğer henüz okumadılarsa, Hayali okumalarını tavsiye ediyorum.

Yazma tutkunuz tüm hayallerinizi kaplamış, hayal etmekten hiç vazgeçmemişsiniz. Bu gücü size veren sizce en çok nedir?

İçimdeki yazma tutkusu! Dikiş dikmekten, yemek yapmaya, marangozluktan spora, tıp, müzik, resim, edebiyat dallarında yetenekli olmaya kadar her alanda birileri, diğerlerine fark atıyor. Bu farkın adı, bence yetenek! Kısacası, her insan kendine öz yeteneği ile doğuyor. Şans ve kişinin içine doğduğu koşullar da yardım ederse, ne ala! Ne var ki, şans ve doğru koşullar, yetenek yoksa pek işe yaramıyor. Ben, kendi yeteneğimin keşfedilmesi için doğru anı beklemekle geçirdim ömrümü, neyse ki boşuna beklememişim!

Fotoğraflar kitabınıza sizce neler katıyor?

Sıcaklık ve sahicilik duygusu katıyor. Hayal gibi bir kitapta, yazarın anlattıklarını fotoğraflarla paylaşması, bir yerde doğruyu yazdığının da bir kanıtı oluyor. Örneğin ben Başbakan Özal ile Çin’e gittiğimi yazdığımda, birileri, ‘amma da atmış’ diyebilir. Fotoğraflar anlatılanların kanıtlarıdır.

Koronavirüsle mücadele günlerinde neler yapıyorsunuz? Bu sürecin okuma alışkanlığı üzerine etkisini nasıl değerlendirirsiniz?

Altmış beş yaş üstü olduğum için, nerdeyse tüm gün evdeyim. Bulaş korkusundan eve yardımcı çağırmıyoruz. Yemekten bulaşığa, çamaşırdan temizliğe her tür ev işini üstlenmiş olduğum için, bu süreçte okumaya istediğim kadar vakit ayıramadım ama değişik yemekler yapmayı öğrendim.

Yazdığınız kitapları elinize alınca kendinizi eleştirdiğiniz de olur mu?

Hem de nasıl! Otuz dört kitabın arasında, eleştirimden kurtulabilen sadece beş kitabım var: Füreya,Geniş Zamanlar,Gizli Anların Yolcusu ve devamı olan Bora’nın Kitabı’nda çok sağlam kurgular, dönem betimlemeleri, ruhsal analizler, toplumsal eleştiriler vardır. Ayrıca son yazdığım kitabım Her Yerde Kan Var’da,Osmanlının son saray darbesini, yedi güne sığdırarak sundum okurlarıma. Haremden, Dolmabahçe Sarayının idari ofislerine, valide sultanların giysilerinden, alışkanlıklarına, entrikalarına kadar pek çok ayrıntıya ışık tuttum. Yüzlerce kişinin yaşadığı Sarayda ne derin yalnızlıklar, ne çetrefil çıkar kavgaları var, şaşırıp kalıyor insan! Keşke bu kitaba yorum getiren bir kaç eleştiri de okuyabileydim.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarken nasıl bir ortamda olmalısınız?

Bulunduğum ortam bana hiç fark etmiyor. Hava alanlarında uçak, garlarda tren beklerken veya uçakla, trenle, vapurla yolculuk yaparken, kuaförde saçlarımı boyatırken, mutfak masasında yemeğimin pişmesini beklerken, bazen de çalışma odamdaki masamda… Nerde olursam olayım, işime odaklandığımda dikkatimi dağıtmamayı beceriyorum. Hatta hava alanında bir kere uçak kaçırmıştım, anonsu duyamadığım için.

Yaşadıklarınızı okurken bu sizde nasıl bir etki bırakıyor?

Yazdıklarımı zaten yayınlanma sürecinde, editörle birlikte birçok kez baştan okuyorum. Kitap basıldıktan sonra, sadece düzeltilen hatalar gözden kaçtı mı diye bakarım. Bunun dışında hele de kendi hayatıma dair olan üç kitabımı, Hayat, Hüzünve Hayal’i hiç okumadım. Kendime dönük biri değilim, aynaya dahi zor bakan bir kadınım.

Yeni çıkan bir kitap alırken sizce okurun dikkatini en çok ne çekiyor? (kapak, ilk cümle, önsöz vs.)

Benim dikkatimi çeken, kitabın yazarıdır. Yeni çıkan kitaplarını hiç kaçırmak istemediğim yazarlar vardır ki, eserleriyle kapakları için ilgilenmem. Fakat her kitapçıda, almayacağım kitapların kapaklarını dahi evire çevire dikkatle incelerim. Yeni tanıdığım yazarın ilk cümlesine ya da kitabının ilk sayfasına hayran kalmasam da, karar vermek için kitabı sonuna kadar okumak isterim. Her yeni yazar mutlaka bir hatta bir kaç fırsat hak etmeli, okuruyla bağ kurmak için.

Biyografi türünde önemli eserler vermiş bir isim olarak bu türün sizi etkilemesinin nedeni nedir?

Benim yayınlanmış otuz dört kitabımın arasında sadece üç buçuk biyografik eser var. Aylin, Füreya, Türkan ve biyografiden çok bir referans kitabı olarak düşündüğüm Bir Tatlı Huzur! Münir Nurettin Selçuk’un yaşam öyküsünün kısa bir özeti olan Bir Tatlı Huzur, değişik sanat dallarındaki ünlüler serisinin üçüncü kitabıdır. Bana, 1995 yılının Kasım ayında, Mart başında teslim edilmek üzere, belli bir ücret karşılığında Sel Yayıncılık tarafından ısmarlanmıştı. Kitap üzerinde telif hakkım yoktu. Kitap formatı icabı, bol resimli olacak fakat yüz sayfayı aşmayacaktı. Yani ben, yüz sayfa ve dört ay gibi bir süre ile kısıtlanmıştım. Bu nedenle Bir Tatlı Huzur, ayrıntılı gerçek bir biyografi olamadı ama çok değerli bir bestekar/ yorumcunun yayınlanmış tek referans kitabı olarak kaldı. Sayısı yüze varan biyografi yazma teklifine hayır dediğim ve sadece üç buçuk biyografiyle yetindiğime göre bu türün beni etkilediğini söyleyemem.

Peki, otobiyografik eserlerinizde okura ulaşırken yakaladığınız başarının sırrı sizce nedir?

Tek bir yanıtım var: Samimiyet!

Yakın gelecekte projeleriniz var mı?

Elimde Hayal’in devamı niteliğinde bir çalışma var. Zamanlama olarak Kovit günlerine rastlıyor. Şu yaşamakta olduğumuz günleri yazmaktan hiç hoşnut değilim, o yüzden ilk kez bir kitap elimde aylardır sürünüyor, bir türlü ilerleyemiyor.

Sarıyer deyince aklınıza neler gelir? Okurlarımıza mesajınız var mı?

Sarıyer Börekçisi, Sadberk Hanım Müzesi ve gazi eşi olan anneannemin sayesinde, denize nazır Orduevi’nde yediğim lezzetli balıklar. 21 Aralık 2020’den itibaren Jüpiter’in olumlu etkilerini taşıyacağını umduğum 2021 yılının, dünyamıza ve ülkemize uğurlu, hayırlı gelmesini diliyor, okurlarıma geride bıraktığımız yılın acılarını unutturacak, sağlıklı, huzurlu, birbirimizle barışık bir yeni yıl diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir